YÜCE GÜÇ; YARATICI MI, SONSUZ EVREN Mİ?

Doğmatik inançlarımız gereği, bir yaratıcının varlığına inanıyoruz… Evreni yaratan ve yöneten dışarıdan bir güç olduğunu varsayıyoruz…Kutsal kitaplar yaratıcıyı ‘”Doğmamıştır, doğurmamıştır, hiç bir dengi ve benzeri yoktur, o yeri göğü kaplamıştır, gözler onu görmez ama o gözleri görür, geçmişi ve geleceği bilir, ondan başka hiç bir şey yoktur, o sonsuzdur…” şeklinde tanımlamıştır…(Ayet’el kürsi ve ihlas suresi) Bu muazzam düzeni birisinin yaratmış olduğuna, her şeyin bir başı ve sonu olduğuna inanma ihtiyacı hissediyoruz ya da bize böyle öğretiliyor…Peki her şeyin bir başı ve sonu varsa “Tanrıyı kim yarattı?” “Tanrı hep vardı ve var olmaya devam edecek” öyle değil mi… Demek ki Tanrı sonsuz ve sınırsız… O halde, eğer bir şey sonsuz ve sınırsız olabiliyorsa, bu neden evrenin ta kendisi olmasın…Sınırlı beyinler bu nokta da kendini sınırlandırıyor, oysa bilinç tıpkı evren gibi sonsuz ve sınırsızdır…

ÇEVRENDEKİLERİN, DÜŞÜNDÜKLERİ (NEFSLERİ) KADARIYLA YARATTIĞI TANRIYI BIRAKTIĞINDA, YOLA ÇIKARSIN…MURAT TULGA BUYRUK…

Evren yaratıcıya atfedilen bütün vasıflara sahiptir…Dengelidir…Biz insanlar gibi içinde zıtlıkları barındırır…Merhametli yanı evrenin ve insanların Tanrısal yanıdır…Zalim yanı gazabıdır…O bütün bunları insanlar, olaylar ve düşünceler aracılığı ile yapar…Bazı insanlar şeytanın vücut bulmuş halidir…Onlar en iyi öğretmenlerdir…Tekamülümüz için gelirler…İyi insanlar ise evrenin melekleridir ve olgunlaşmış insanlara gelirler ki, tekamülünü tamamlamış insan zaten bir melektir ve güzellik dağıtır, dokunduğu hayatları iyileştirir…Kötülerde zaten kendi yarattıkları cehennemde azapla yanarlar ve dokundukları hayatları da yakarlar…Nitekim bir gün herkes kendisi gibilerle karşılaşır.. Evren adildir…

İyilik ve kötülük evrende birlikte yükselir… Bize gelen her iyilikte kötülükte, bizi dengeye getirmek içindir…Uçlar cehennemdir…Denge ise cennet…Dengeye geldiğimizde, sonsuz tekillikle bütünleşiriz…Bu dünyasını cennete çeviremeyen hiç kimseyi, ölümden sonra bir cennet beklemiyor…Cennetimizi de cehennemimizi de bu dünyadan götüreceğiz… Tanrıyı biz yarattık ama evren biziz varız ve gerçeğiz…Günümüzde gelişme gösteren ve anlaşılmaya başlayan kuantum bilimine göre, macro evrende micro evrende aynı yasalarla işler…Bir atom ve parçacıkları nasıl hareket ederse, galaksilerde öyle hareket eder…Evrende en büyük, en küçükte saklıdır ve en küçük, kendini en büyükte gösterir…Her şey ve herkes kırılmaz zincirlerle birbirine bağlıdır…Evren içinde zıtlıkları barındıran sonsuz bir tekilliktir, sonsuz bir bilinçtir ve onu yüce güç yapanda budur…Tam da bu yüzden bilinç insanın tanrısal yanıdır ve insanı sonsuz tekillikle bütün ve güçlü kılar…Büyük resmi görmeye başladığımızda kendi küçük karanlık cehennemimizden çıkar, kocaman bir cennet yaratmaya başlarız…Hiç bir şeyin tesadüf olmadığını, her şeyin tekamülümüze hizmet etmek için bize geldiğini farkeder, karşımıza çıkan tüm olaylara ve canlılara “Bundan öğreneceğim ne var?” ya da “Ona katacağım ne var?” diye bakar ve bencil egomuzun zincirlerinden kurtulur, hem kendimizi geliştirmeye, hem çevremizi güzelleştirmeye başlarız…Çünkü biliriz ki, iyilik ve kötülük bumerang gibidir…Evrene ne gönderirsen, sana başka sıfatlarda geri döner…

EVREN SİZİ CEZALANDIRIYOR YA DA ÖDÜLLENDİRİYOR DEĞİL… SADECE YAYDIĞINIZ TİTREŞİMSEL TAVIRLARA YANIT VERİYOR…ALINTI…

Hakikate ulaşmak için dinlere ve peygamberlere ihtiyacımız yok…İnsan doğası gereği sorgulayan, düşünen, anlam arayan bir canlı…Doğruyu ve yanlışı ayırt edebilme yetisine sahip…Bir peygamberin ona insan öldürmenin günah olduğunu söylemesine gerek yok ya da insanlara yardım etmenin sevap olduğunu bir kitaptan okuması gerekmez…Peygamberler insandır, kitaplar insan sözü…Kutsal olan kitaplar veya peygamberler değil, insandır, hayattır, varlıktır…Var olan her şey kutsaldır ve kitaplarda dahil, ortaya konmuş üretilmiş her şey kutsaldır…Vicdan (farkındalık, bilinç, üst bilinç, gözleyen bilinç) adına her ne dersek diyelim, içimizdeki Tanrı O’dur ve yaratma gücüne sahiptir…Düşüncelerimizle ve emeğimizle yaratırız…Madde boyutunda emek vererek ve spiritüel boyutta düşüncelerimizi yöneterek, geleceği ,hayatı, güzelliği, sanatı, bilimi, teknolojiyi yaratabiliriz…Dinler ve kitaplar dönemin peygamberleri tarafından, insanları yönetebilmek ve kontrol altına alabilmek için peygamberler tarafından üretilmiştir…Onlar o dönemin siyasetçileriydi….Ve günümüzde de din siyasetin en kullanışlı silahıdır….Evren hayat ve dünya bir kitaba ve bir insan ömrüne sığamayacak kadar derin ve komplikedir…Ancak yaşayarak ve çok farklı kaynaklardan bilgi edinilerek öğrenilebilir…Dinler her dönemde dünyayı ve insan hayatını huzur ve cennet vaadederek, korku, kaos ve savaşa sürüklemiştir…Çünkü kendinden olmayanı ötekileştirir…

evrende hiç bir şey yoktan var, vardan yok olmaz…Sadece gelişir, değişir, dönüşür…Yaratmaktan kasıtta tam olarak budur…Evren sonsuzdur, hep vardı ve var olmaya devam edecek…Gelişerek, değişerek, dönüşerek….Yoktan var olduğunu iddia ettiğimiz insan, önce bir yumurta ve spermdi…Yoktan filizlendiğini düşündüğümüz ağaç, tohumdu…Su oksijen ve hidrojen atomuydu…Yumurta spermle birleşti…Tohum toprakla, oksijen hidrojenle ve hayat buldular, hayat verdiler, anlamlandılar…Yokluk diye bir şey hiç olmadı…Kitap yazarken var olan harfler ve kelimelerden, cümleler, düşünceler ve hikayeler yaratırsın… Müzik yaparken, var olan seslerden duygular, anlamlar yaratırsın…Resim yaparken, var olan renklerden yeni dünyalar, mekanlar yaratırsın…Evrende, tıpkı bunun gibi, var olan enerjilerden ve atomlardan, varlığı yeniden yapılandırıyor…Ve bizlerde her varlık gibi, evreni içinde taşıyan kutsal varlıklarız ve gelişmek dönüşmek için buradayız…Amacına hizmet etmeyen her şey evrene tekrar karışacak…

UYANDIĞINDA, O GÜNE KADAR YAŞADIĞINI ZANNETTİĞİNİ ANLAYACAKSIN…MURAT TULGA BUYRUK…

Zihnimiz 3 boyutludur ve bedenimizin 5 duyu organı vardır…Bizler var olan her şeyi duyu organlarımızın algılayabildiği ölçüde ve sadece 3 boyutunu algılayabiliriz…Kulağımız belli bir desibel in altını ve üstünü duymaz…Gözlerimiz belli bir ışık dalgasının altını ve üstünü görmez…Tenimiz belli bir sıcaklığın altını ve üstünü hissetmez…Dilimiz ekşi tatlı ve acıdan başkasını tadamaz ve koku alma reseptörlerimiz belli yoğunlukta kokulara duyarlıdır…Bütün bunlar evrende farklı boyutlar olmadığı anlamına değil, bizim onları algılayamadığımız anlamına gelir…Evrende başka gezegenlerde, farklı formda canlılar olabileceği gibi, aynı gezegende, birbirlerini algılamayan, farklı boyutta varlıklarda olabilir…Enerjiden oluşan ve asla yok almayacak olan ruhumuz sınırlı bedenimize sıkışmış sonsuz bir varlıktır…Ölümle birlikte bedeni terkettiğinde özgür kalıp, zamanda mekanda ve evrende özgürce hareket edebilir ve tekamülüne uygun seviyede bir zamanda bir boyutta bir gezegende yeni bir bedende geçmişini unutarak yeniden hayat bulabilir…Çünkü ruh bedenle bilinç kazanır, beden olmadan saf enerjidir ve bu enerjinin frekansını bu dünyadaki tekamül seviyemiz belirler…

ALİCE BİLGELİK YOLUNDAKİ İNSANDI…HARİKALAR DİYARINA BİR TAVŞAN DELİĞİNDEN GEÇMEK HİÇTE KOLAY OLMADI…HAYAT DENİLEN BALONDA, SONSUZLUĞA AÇILAN HAYAL GÜCÜ, MERAK VE FARKINDALIKTAN OLUŞAN BİR DELİK BULMUŞTU…

Dünyanı güzelleştirmeden, ne dünyayı, ne de öbür dünyanı güzelleştiremezsin…

KİTAP ÖNERİSİ; TANRININ TARİHİ, KAREN ARMSTRONG….TANRI YANILGISI, RİCHARD DAWKİNS… KUANTUM VE TASAVVUF, HALUK BERKMEN…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir