VE ISSIZ ADAMLAR, ISSIZ KADINLARI YARATTI…

Kadınların ve erkeklerin bir ilişkiden beklentisi farklı… Kadınlar sevgi, sadakat, yuva, çocuk, sorumluluk, sahiplenme, bağlılık, huzur ararken, erkekler bunların tam tersi özgürlük, bağımsızlık, çok eşlilik istiyor ve sorumluluk, bağlılık ve sadakatten kaçıyorlar… Bunda biraz doğamızın, birazda toplumsal olarak kadın ve erkeği yetiştirme tarzımızın etkisi var…

Kadın zihinsel olarak sağ lobu (yani duygusal lobu) daha aktif kullanıyor… Bu onun yuvayı yaşanılabilir halde tutabilmesi ve bebeğini büyütebilmesi içi önemli…Erkek zihinsel olarak sol lobu (yani mantıksal ve stratejik lobu) daha aktif kullanıyor… Bu da onun dışarıda güçlü olabilmesi, kendini ve ailesini dış etkenlerden koruyabilmesi ve yuvaya para getirip, yaşamsal ihtiyaçları karşılayabilmesi için önemli…

Biyolojik olarak kadının ayda bir kaç gün süren yumurtlama dönemi yani doğurgan dönemi vardır… Kadın bu dönemde erkekle üremek ve nesli geleceğe sağlıkla taşımak ister… Erkek ise her gün milyonlarca sperm üretir ve bir çok dişiyi dölleyip, genlerini doğaya yaymak ister… Çiftleşmek istediğimiz erkek ve dişi seçimini ise etkileyen bir çok etmen var… Hormonlarımız, iç güdülerimiz, geçmiş psikolojik travmalarımız, o an ki psikolojimiz, içinde bulunduğumuz sosyal, ekonomik, kişisel şartlar, kendimizi nasıl tanımladığımız, karşı cinsi nasıl tanımladığımız, (güç, güzellik, yakışıklılık, zeka gibi) ve ilişkiden ne beklediğimiz…

Toplumsal olarak kadına; evlenip çocuk yaptığında ömür boyunca sadece tek erkekle birlikte olduğunda, iyi yemek ve temizlik yaptığında, güzel ve gösterişli olduğunda değerli olabileceğini öğretirken, erkeğin değerini; ne kadar çok para kazandığıyla ve ne kadar çok kadınla birlikte olduğuyla ölçüyoruz… Değer kriterlerimiz bunlar olunca, sonuç; evli ya da yalnız olsun, yalnız ve mutsuz kadınlar, çok eşli erkekler oluyor… Ve bu durum bir süre sonra, fiziksel olarak değil ama, duygusal olarak yalnız bırakılmış kadınları da, sadakatsizliğe, sevgi arayışına, çok eşliliğe ve kalabalığa itiyor..

Bir ilişkiyi belirleyen çok fazla etmen olduğu için, kadın erkek ilişkilerini tanımlamak, bir kalıba koymak çok zor… Bu yüzden her ilişki türünü tek tek ele almak gerek… Bu sebepten yazımda sadece ıssız dediğimiz insanları ve ilişkileri açıklamaya çalışacağım…

Bir insan neden ıssız olmayı seçer ya da öyle olmak zorunda kalır? Bunu sadece doğamızla açıklayabilir miyiz? Eğer içgüdüsel hareket ediyorsak, kendimize insan diyebilir miyiz? Mantığımızı ve duygularımızı kontrol edip dengeleyebilmek ve insani erdemler ortaya koyabilmek gerekirken, neden her hangi bir canlı gibi sadece bedensel tatminle yetinilir?

Aslında ıssız adam formu yeni değil… Sadece adı yeni kondu… Issız adamın daha gerçekçi adı ilkel, eğitimsiz erkek… burda eğitimden kastım öğrenim durumu değil, aile eğitimi… Bir erkeğe çocukluk döneminde, sorumluluk verilmediyse, kural konmadıysa, anne ve babayla ilişkisi sağlıklı değilse, (genelde anne pasif ve edilgen, baba katı ve dominant ise klasik türk aile yapısında olduğu gibi), anne; babadan sevgi ve ilgi görmediği için oğluna saplantılı bir şekilde bağımlıysa… Baba oğluna karşı aşırı duyarsız ya da aşırı toleranslıysa, evlilik ve aile sorumluluğu almak istemeyen, hayattan tek beklentisi para, tensel ve anlık zevkler olan, diğer insanları anlamaya çalışmayan, ıssız adam dediğimiz patolojik durum ortaya çıkıyor…

Sağlıklı erkeklerde yok değil, yuvada anne ve baba arasında eşitlik, sevgi ve saygı olan, babanın anneye sevgi ve ilgi gösterdiği, annenin mutlu olduğu ve çocuğuna sağlıklı sevgi, ilgi ve bağlılık gösterdiği, babanın evde güç ve otorite unsuru olduğu ama, bu gücü ailesini ezmek için değil, onları korumak için kullandığı evliliklerde büyüyen erkekler, kadınlarla olan ilişkilerinde daha ilgili, duyarlı, sevgi dolu, sorumluluk almaya daha gönüllü ve biz bilinci içinde olabiliyor…

Peki ya ıssız kadınlar nasıl türedi…. Onları ıssız adamlar yarattılar… Issız sevgilileri, eşleri, babaları…. Erkek nasıl sevişmek isterse, kadında sevilmek ister… Evrilemeyen erkek, bencilce sadece kendi ihtiyaçlarını düşündü… Eşine sevgi vermed,i sevişsin yeterdi… Kızına sevgi vermedi, büyüsün yeterdi… Evlilikler mutluymuş gibi oldu sonra, her şey tammış gibi , sağlıklıymış gibi… Ama bir şey eksikti… SEVGİ… Erkekler nefislerini doyurmak için, daha çok ten gezdiler ama doymadılar, çünkü sevgi yoktu… Kadınlar sevgiyi erkeğin yüreğinde bulamayınca, teninde aradılar ama yürekte olmayan tene bulaşmıyordu… Kalabalık yalnızlıklarında, kendilerini sevmeyi öğrenene kadar, ıssızlar daha kalabalık ama daha yalnız, kendilerine daha yabancı ve daha uzak olacaklar…

Önce kendimizi, sonra eşimizi, sonra çocuklarımızı sevmeyi öğrenerek, bu ıssız salgının önüne geçebiliriz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir