VAROLUŞSAL KORKU ÖLÜM

İnsan öleceğini bilen tek canlı olmasına rağmen, yok oluşu hiç bir zaman kabul etmemiş…İlkel insanlar ölümden sonra yaşama inandıkları için ölülerini eşyalarıyla gömmüşler, mumyalamışlar…Tanrılar bulmuşlar sonra, güneş tutulmuş güneşe, ay yükselmiş aya, fırtına çıkmış göklere, deprem olmuş toprağa, sel olmuş suya tapmışlar…Anlam veremedikleri bütün doğa olaylarına duydukları korkudan, onu tanrı ilan ederek ve ona insan kurban ederek kurtulmaya çalışmışlar…Bizler şimdi o zamanın dinlerine mitoloji diyoruz ama,bunlar o zaman insanlarının gerçekliğiydi, günümüz semavi dinlerinin bizim gerçekliğimiz olduğu gibi…Ve gelecekte onların dinleri gibi, bizim dinlerimiz de mitoloji olacak…4000 yıl önce peygamberler ve kitaplarıyla mitolojinin tanrıları bizi terketti, ve tek tanrı geldi…Korkularımızdan ibadet ederek ve hayvan kurban ederek kurtulacağımızı varsaydık…Böylece Tanrı bizi acı ve ölümden koruyacaktı…Ölümün bilincindeydik hala, ama yok oluşu yine reddettik…Ölümle varlığımız son bulmuyordu…Beden ölümlüydü ama ölümsüz bir ruh taşıyorduk…Bu dünyadaki adaletsizliği açıklayamadığımız için, cennet ve cehenneme inandık…Ölümle bitmiyordu her şey ve burada sağlanamayan adalet orada sağlanacaktı…İyiler cennete, kötüler cehenneme gidecekti…Oysa ölüm adaletli, herkese eşit…Ölüm iyi ya da kötü bilmez…İnsanı , hayvanı, ağacı birbirinden ayırmaz…Bütün canlıları yok eder…Ölüm yok oluştur…Annemizin yumurtası ve babamızın spermi birleşmeden önce neredeysek, yani nasıl yoksak, ölümle birlikte geldiğimiz hiçliğe geri döneriz, ölüm bizi yaşamın aldığı yere geri koyar…

Ruh kavramına gelecek olursak, bugün kuantum bilimi herşeyin enerjiden oluştuğunu ve bu enerjinin yok olmadığını sadece şekil değiştirdiğini söylüyor…İnsan bedeninde bu enerjinin ruh olduğunu söyleyebiliriz…Peki ruhun bilinci var mıdır? Bilinç ya da diğer adıyla farkındalık insan beynine bağlı biyolojik bir olgudur…Eğer ruhsal bir olgu olmuş olsaydı…Bilinçli bir ruhla, yani birer yetişkin ruhla doğardık…Ama maalesef gelişimini tamamlamamış bir beyinle dünyaya geliyoruz ve bebeklik, çocukluk, ergenlik, yetişkinlik dönemlerinde gelişme gösteren ve yaşlılıkla gerileyen, tekrar çocuklaştığımız bir bilinçle yaşıyoruz…Ölümle birliktede, tekrar bilinçsiz ruhumuzla evrenin enerjisine karışıp bütünün içinde yok oluyoruz…Ölümü bayılmaya ya da anestezi altında uyumaya benzetebiliriz…Bilincin tamamen kapandığı bu iki durumda, nasıl baygın olduğumuz ya da anestezi altında olduğumuz süreç bizim için yoksa ölümde böyledir…Ölümü uykuya benzetemeyiz çünkü uykuda bilincin bir tarafı her zaman uyanıktır…Rüya görür, sesi ve ışığı algılamaya devam eder…Bu da uyanmayı sağlar…Bu gerçek insana her ne kadar korkunç gelse de bununla yüzleşmek kendini kandırmaktan daha huzurlu…Yok oluş gerçeğiyle yüzleştiğimizde acılar daha katlanılabilir oluyor, çünkü bir gün yok olacağını ve yaşama, dünyaya, bedenimize ait acıların son bulacağını ve bizi orada bir cehennemin beklemediğini biliyoruz…Aynı şekilde bu yaşamın güzelliğinin de biteceğini, bu dünyaya bir kere geldiğimizi ve bizi orada bir cennetin beklemediğini de bilerek, bu hayatın kıymetini anlıyor ve hayatı yaşamayı öğreniyoruz…Cennet bu dünya da mutluluğun olduğu yerdir…Cehennem bu dünyada acının olduğu yerdir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir