AŞKIN VE SEVGİNİN GİZEMİ

Ozanlar, şairler, yazarlar, aşıklar, bilim insanları, aşk üstüne şarkılar söylemiş, şiirler yazmış, türküler yakmış, sözler söylemişler…Hepsinin aşkı tarifi başka başka…İnsanı olgunlaştıran en acı deneyimlerden biri…Zaten acısız aşk olur mu…Mutluluğu ne kadar büyükse, acısı o kadar derin olur…Aslına bakarsanız aşk zayıf insan işi…Kendini bulamamış, kendisine giden yolun başkasından geçtiğini sananların işi…Aşk bir hastalık…Aşk delilik…Akıllı insan işi değil… Aşkın gözü karalığının, karşı tarafı korkutan bir yanı da var…Sanki aşktan sen ne kadar çok alırsan, karşıdakine o kadar az kalıyor…Bu yüzden karşılıklı aşk uzun sürmüyor…
Biyokimyasal olarak aşk madde bağımlılığına benzer etkiler gösterir…Varlığında aşırı mutluluk varken, yokluğunda aşırı stres vardır…Aşk her ne kadar kalbin işi sanılsa da, kalp kurbandır…Aşk beynin işidir…Bağlılık, tutku ve ödül hormonlarının aşırı salınımı keyif verir ve bu bağımlılık yapar… Keyif kaynağı ortadan kalktığında, yoksunluk semptomları görülür…Bunlar konsantrasyonda güçlük, öfke, gerginlik, hüzün ve keder hali, keyifsizlik, vakit geçirememe, anlamsızlıktır…Peki bütün bunlara sebep olan ne…Hormonlar mı aşka sebep oluyor, aşk mı hormonlara…Bu evrenin başlangıcından daha büyük bir gizem…Büyük patlamaya sebep olan ilk güç ne…Bence bu fiziksel çekim…Dışını beğenmediğimiz şeyin içini merak etmiyoruz…Dışını beğendiğimiz şeyinde içini merak etmiyoruz…İşte aşk bu noktada başlıyor…Olduğu gibi kabul ediyor, sorgulamıyoruz…Bu da bizi uzun vade de hayal kırıklığına uğratıyor…Dışı güzel olanın, içini de güzel varsayıyoruz…


Peki ya duygusal olarak aşk neye benziyor…AŞK kelime anlamı olarak farsça aşeka denen bir sarmaşıktan adını almakta, bu sarmaşık kökünden çıktığı ağacı sarar ve öyle hızlı büyürmüş ki, ağacı kurutup öldürürmüş…İşte aşk aynen böyledir, yıkıcıdır, yakıcıdır, sahibini ve kurbanını öldürür…Aşk kontrolsüz bir güçtür, yoğun duygular barındırır, mantık yoktur…Onu en iyi tanımlayan cümle ‘Ya benimsin ya toprağın’ ya da ‘Eğer benimle mutsuzsan, başkasıyla mutlu olmandansa, ölmeni yeğlerim’…Sevdiğini öldürüp ‘ Neden öldürdün?’ diye sorulduğunda ‘Çünkü çok seviyordum ‘ diyenler aşıklardır…Aşk bencil bir duygudur…Freud insan zihnini 3 e ayırmış…İd, ego, süper ego…İd hayvani (iç güdüsel) yanımız, ego (bizi korumaya yarayan) benlik, süper ego (bizi insan üstü yapan) üst bilinç, tanrısal yanımız, yani vicdan…Bu açıdan bakacak olursak, aşk kesinlikle hayvani yanımızın işi…Benliği aşırı yüksek insanlarsa, zaten sevmeyi bilmez, onlar hep sevilmek ister ve asla aşık olmazlar…. Sevmek ise insan üstü bir olgu , o vicdanın, bilincin işi…

Sevdin mi Mecnun gibi sevip düşme çöle… Sevdin mi Ferhat gibi sev, hiç olmazsa, git dağ del su getir köyüne de, aşkın işe yarasın…

ERDAL DEMİRKIRAN…

Sevmek güçlü insan işidir, sabır ister…Sevmek bilinçlidir, bilirsin onu neden sevdiğini, aşık bilmez neden aşık olduğunu… İnsanlar acılardan beslenir ve üretir, sanat acılardan doğar…Kavuşursan meşk olur, kavuşamazsan aşk…Kavuşamadın mı…Türkü yak, şiir yaz, işine ada kendini, evladına ada…Vermedi mi sana sevgisini, sen ona veremediğin sevgiyi başkalarına dağıt… Evladını sevmek gibidir onu sevmek, seni üzse de onu üzemez, kıyamazsın… Ona olan sevgin ona ya da kendine zarar veriyorsa, sevgine rağmen gitmeyi bilirsin…
Hem sevmek hem sevilmek az rastlanan bir doğa olayı gibi…Bulmaya bazen bir ömür yetmiyor…Bulan da kıymetini bilmiyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir